O günü hiç unutmuyorum 21 Mart 1990, daha on sekiz yaşımdaydım. Geceyle gün bile birbirine eşitti ama beni kimseye eşit görmediler. Kilom fazla diye beni kimseye yakıştırmadılar. Beni Tahir’e verdiklerinde insanlar direkt yüzüme söylediler içlerindekini: “Bu haliyle iyi aldı Tahir bunu”, “Birini buldu işte…” Tahir de pek istekli değildi belli ki elinde bir kutu çikolata, bir demet çiçek. Oysaki ne çok severdim nergisleri. O günden sonra daha da ısınamadım nergislere.
Düğünde gelinliğe nasıl sığdığımı bile hayretler içinde yüzüme karşı konuştular. Tahir desen yüzü sirke satıyor. Belli istemiyor. Evleneli iki gün olmuştu ama dayaklar, küfürler başladı. Çocuk olunca yumuşar dediler. Daha beter oldu. Oğlan da nasibini aldı bu canavardan. Daha o gün aklıma koydum. Ben de çocuğum da bu adamla yaşamamalıydık.
Bir gün dayanamadım, direkt terminale gidip önüme gelen ilk otobüse bindim. Bana yapamazsın dedikleri her şeyi yaptım. Önceleri evlere temizliğe gittim. Çocuk büyüyünce fabrikada işe başladım. Sonraları heves ettim okuma yazmayı öğrendim. Azmettim, okulu bitirip diplomamı aldım. Senin neyine dediler, gittim ehliyet aldım.
Onlar bana layık görmedikçe ben yaptım. Oğlum seneye üniversiteyi bitirecek. En büyük hayalimiz birlikte dünyayı gezmek. Etrafımdakiler ona da laf ediyor, “Ne tuhaf hayaller bunlar” diyor. Görürler onlar, hepsinin gözüne soka soka kilolarımı dünya turuna çıkaracağım.